ÖĞRETMENİM

24 Kasım 2017 - Mehmet Y. Özel Qmark Danışmanlık A.Ş.

Anadolu Liseleri sınavlarına hazırlanıyorduk...ülkem adına oldukça karmaşık ve zor zamanlardı....12 Eylül darbesine henüz bir sene vardı ama o çocuk yaşlarımızda biz bile, kendimizce az çok anlayabiliyorduk birşeylerin tam anlamıyla hiç de huzurlu gitmediğini...

Balıkesir de Atatürk İlkokulunda 4-C sınıfının birkaç öğrencisi olarak, tam dört senedir çok sevdiğimiz öğretmenimiz Mehmet Aktaş’ın temizlik malzemeleri deposu, bir kahvehane veya yedek parça dükkanı demeksizin her yerde bize büyük bir gayretle birşeyler öğretme heyecanına ortak oluyorduk. 1980 yazının ilk günlerinde öğrendik ki tam üç senedir çalıştığımız o sınavlarda başarılı olmuşuz. Bu haberi aldığımızda da öğretmenimizin o güzel bahçeli, küçücük evinde soluğu almışız, ellerinden sevgiyle öpmüşüz.

Ortaokul günlerimde ise Nükhet Dur, Nizamettin Mutluer ve Lütfi Mertoğlu gibi çok değerli öğretmenlerim oldu. Hep iyi şeyler için çabalayan, yeni bir şey öğretebilmek için sabahtan akşama büyük bir inançla, sevgi ile koşturan, öğrencilerinin hayatlarında küçük büyük farklar yaratmaya çalışan isimlerdi onlar ve adını sayamadığım niceleri...

Köy öğretmeni Şefik Sınıg’ın ölmeden önceki "Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin” şeklindeki Ceyhun Atuf Kansu’nun dizeleri aklıma geliyor:

“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim..”

Deniz Lisesi yıllarımda ise Metin Gezgin ve Mahir Sarıgül gibi çok kıymetli öğretmenlerimin gösterdiği yollardan yürüme, yürüdükçe öğrenme, yürüdükçe adım adım büyüme süreciydi en özünde bütün yaşadıklarımız. Hem yatılı okuduk hem sporcu olduk ergenliğimizn o güzelim yıllarında.. Ailelerimizden o kadar uzakta kaldığımız o yıllarda bize hep kol kanat geren öğretmenlerimiz gözyaşlarımızı dindiren meleklerdi sanki...

“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin..”

Üniversite ve yüksek lisans dönemlerinde de benzer kıymetleri tanıma şansları elde ettim. Muhittin Karabulut, Göksel Yücel, Özer Ertuna ve Eser Borak gibi işlerine aşık, içleri dopdolu öğretmenlerdi hep daha farklı düşünmemiz için gece gündüz demeden bizlere karşılık beklemeden yürekli emekler veren. İsimlerin önündeki ünvanları bir kenara koyup dokundukları her bir insanı çok daha yeterli ve değerli hissettiren...

“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek...”

Mahmut Hoca ruhu ve adabıyla, Mustafa Güzelgöz, Hacı Ormanoğlu, Dilek Livaneli gibi bu topraklara durmadan tohum tohum insan katan birbirinden yürekli binlerce öğretmen. Dedem öğretmendi benim...hep çok özlediğim Ülker halam ve Ahmet amcam da öğretmendi....Hatice teyzem, Yunus dayım, Sevim halam ve Mürvet teyzem.... ve Mehmet amca, Toktay amca, Zekiye teyze, Muhittin Hocam, Ayşe teyzem gibi aile dostlarımızdan daha birçok kıymetli isim...hepsi, sınıflarındaki ve yakınlarındakileri cevherleri en güzel mücevherler haline getirmek yolculuğunda her şeyden önce o güzel sevgileriyle hala o kadar iyi öğretmenler ve ebeveynler ki, kolay kolay anlatamam...

İki öğretmen kaldı, bana ve ağabeyi olmaktan hep onur duyduğum kardeşim Işık’a, hayatı bu kadar güzel ve anlamlı kılan. O iki yürekli öğretmen; benim annem ve benim babam. Tıpkı Şener Şen’in Gönül Yarası adlı filminde canlandırdığı Nazım karakterinde olduğu gibi çok ama çok uzun yıllar boyu kendilerini, ilk derslerinden bu yana hep Cumhuriyet’e, öğrencilerine ve hep bize adayan.

“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.”

Balıkesir de 8-9 yaşlarında iken, annem bir köy ilkokulunda öğretmen, babam ise akşam programı da olan bir ortaokulun müdürü idi...Ben okuldan döndüğüm zamanlarda sefertasını alır, evin yakın bir köşesine gider ve 5-A otobüsüne binerdim. Şöförün yanında durur ve “beni Atatürk Ortaokulu’nun durağında indirir misiniz?” derdim..

Bugün 24 Kasım: Anneme, babama ve ülkemizin gelmiş geçmiş tüm yürekli öğretmenlerine ağlaya ağlaya teşekkür ediyorum. Siz yeter ki, güzelliklerle, Cumhuriyet’in değerleriyle öğretmeye ve büyütmeye devam edin. O kadar çok Mehmet, o kadar çok Işık var ki bu güzel ülkede, hiç usanmadan sefertaslarını sizlere taşıyıp, dünyanın bütün çiçeklerini her bir gün sizlere getirecek, bitmeyen bir saygı ve sevgiyle, ellerinizden hep öpecek.”