KUSHIMOTO

31 Mart 2019 - Mehmet Y. Özel Qmark Danışmanlık A.Ş.

Son yazılarımdan “Lego” sizlerden çok güzel yorumlar aldı. Hatta kısa zaman önce Türk Hava Yolları’nın bu uçak içi emniyet filminin yeni versiyonu da yayımlanmaya başladı. Uçaklarla ilgili neredeyse her şey ilgimi çektiği gibi uçaklara verilen isimleri de hep merak etmişimdir. Genellikle ülkemizin çok değerli yörelerinin isimleri verilirken geçenlerde gördüğüm bir uçak ismi beni hem çok şaşırttı hem de çok meraklandırdı:

Kushimoto.

Koltuğa oturur oturmaz biraz araştırdığımda böyle bir ismin verilmesinin çok anlamlı olduğunu ve bunun Japonya'da tam 125 yıl önce batan Ertuğrul Fırkateyni'ne yardım eli uzatan bölge halkına bir şükran ifadesi adına yapıldığını fark ettim.

Birbirinden binlerce kilometre uzak iki farklı coğrafyada bulunan Osmanlı Devleti ile Japonya arasındaki ilişkiler bundan bir asır evvel başlamış ve bu ilişkileri daha da kuvvetlendirmek için Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından 120 yıl önce Japonya’ya Ertuğrul Firkateyni gönderilmişti.

Ertuğrul, dönüş yolunda (16 Eylül 1890) fırtınaya yakalanarak Pasifik Okyanusu’nun derinliklerine gömülürken, firkateyn komutanı Tuğamiral Osman Paşa da dahil olmak üzere 527 (609 kişiden 13’ü kazadan önce koleradan vefat etmişti) denizcimiz şehit olmuş, sadece ve sadece 69 kişi sağ kurtulabilmişti. Denizcilik tarihimizin en büyük kazalarından biri olan Ertuğrul Firkateyni’nin bu çok hazin hikâyesi halen yürekleri sızlatıyor.

Uçaktan sonra evde de biraz daha araştırınca, Ertuğrul Fırkateyni'nin, Kushimoto yakınlarında geçirdiği o büyük kaza sonrasında Japon halkının geminin mürettebatını kurtarmak için gösterdiği büyük çaba ile başlayan, yıllar sonra İran-Irak savaşı sırasında Tahran'da mahsur kalan 215 Japon vatandaşının bir THY uçağı ile kurtarılmasıyla pekişen büyük dostluğa THY'nin bir nevi dostluk nişanesi olduğunu anladım.

Bugün Kushimoto şehrinde şehitlik ve bir de “Türk Müzesi” adıyla müze inşa edilmiştir. 1974 yılında açılan bu müzede Ertuğrul Firkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve büstleri bulunmaktadır. Yerli ve yabancı birçok kişi tarafından ziyaret edilen Ertuğrul şehitleri, Japonya’nın Oshima şehrinin Pasifik’e bakan yamaçlarında yatmaktadırlar.

Düşünsenize, yıllar önce öyle sıradan değil insanca büyük bir iyilik yapıyorsunuz ve yaklaşık yüzyıl sonra bırakın karşılıksız kalmayı insanlık tarihindeki yerini en saf haliyle alıyor. Böyle bir iyiliği, tıpkı Kushimoto örneğinde olduğu gibi, bir köy olarak da yapabilirsiniz, bir şehir, bir takım veya bir organizasyon olarak da.

Ne güzel söylemiş (ışıklar içinde yatsın) Stefano D’Anna Tanrılar Okulu’nda:

“Dünya, senin onu düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı. Dışarıda kendini bul! Git ve kim olduğunu gör...Diğerlerinin, senin içinde taşıdığın yalanın, uzlaşmanın, cehaletinin yansıyan görüntüleri olduğunu keşfedeceksin...

Değiş... ki dünya değişsin.”

Kendisi bir şeyleri değiştirmeyen insan dünyada neleri ne kadar değiştirebilir? Aynaya hangi güzellikleri ve iyilikleri katabilir? Sırf bu yüzden, önce diğerlerine bakmayan, kendi içindeki o iyiliklerin farkına varan insanlar tıpkı Kushimoto’da olduğu geride isler değil de insana dair insanca çok güzel izler bırakabilir.

Kendisini gerçekte sevmeyen bir insan, başkasını sevip yeri vakti geldiğinde ona yardım elini uzatır mı? İnsaniyet adına çok önemli mirasımız ve hatta değerlerimiz var iken çoğu zaman (bilhassa iş eyleme geldiğinde) bundan bihaberiz.

Adanmışlık, yöndeşlik, ortaklık benzeri kavramları dert edinen ne çok kurum ve organizasyon var bugünlerde. Bunun çaresi önce almayı değil de hem de en zorlu zamanlarda bile vermeyi daha çok dert edinebilmekte. Bizi bizden, bizi insanlıktan ve sevgiden uzaklaştıran ne varsa hepsinden uzaklaşmalıyız hem de tez vakitte.

Günümüzde bir çok insan önemli olana, güçlü olana, gündemde kalana itibar ederken, liderler de hem de binlerce yıldır “değerli olana” yani insana ve insanın bu dünyaya katacağı anlamlara itibarı tercih eder.

Zülfü Livaneli’nin yazıp bestelediği Ada şiiri bakın ne diyor:

“Hava martılar ışıklı şehir
Sarhoş ediyor beni yosun kokusu
Hilesiz kucaklamak istiyorum
Dünyayı şehri ve seni.

Dünyayı güzellik kurtaracak,
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”

Gerek ailede gerekse çalıştığımız tüm ekosistemlerde nelere alıştı(rıldı)ysak zamanla onlara benzeriz. Sonra da bunun adına “kültür, ritüel, sistem, vb” isimler veririz. Halbuki, ezberleri bozup o meşhur alışkanlıklara noktalar koyan isimler bizler olabiliriz. Bunu da ancak inanma ve iyilik isteklerimizle değişimlere dönüştürebiliriz.

Vicdan dediğimiz şey her birimiz için çok ciddi sorumluluk biçimidir. İyilik ve güzelliğin bir nevi beslenme merkezidir. Gerçek mutluluk, o vicdanın ne olursa olsun peşinde hep gidebilmek   ve hayallerini gerçeğe dönüştürmektir. Liderlik, binlerce yıldır aslında tam bir hizmetkarlık halidir.

Tıpkı Kushimoto örneğinde olduğu gibi, liderler durum ne kadar meşakkatli olursa olsun yürümeye, büyümeye ve iyilik etmeye devam eder. Liderlik dediğimiz şey çok anlamlı bir noktalı virgülse, insanlık da koskoca bir ünlemdir.