BAZEN

15 Nisan 2020 - Burak Karslı Qmark Danışmanlık A.Ş.

Bütün dünyanın uzun bir süreden beri ilk defa ortak bir gündem ile üstesinden gelmeye çalıştığı küresel bir pandemi sebebiyle karantina altında geçirdiğimiz şu günlerde belirsizlikleri ve değişimleri yönetirken neler yaptığımıza gelin bir kez de birlikte bakalım.

Bugüne kadar birçok kurumda yaptığım değişim yönetimi programlarında genellikle verdiğim mesajlar; hayata geçirmeye çoktan hazır olduğumuz eylemler ile derhal yola koyulup bu eylemlere ilişkin hızlı kazanımlarımızı yolda elde edip onları geliştirmeye ve bazen bir adım geriye düşsek bile bundan bir öğrenme kazandığımız anda farklı birçok çıkış yolu bulabileceğimize ilişkindi. Şimdi bu mesajları biraz açmaya ve bu mesajların ciddi bir değişim deneyimi sonrasında bir güncellemeye ihtiyaç duyup duymadığını bu yazı sırasında sizinle birlikte sorgulamak niyetindeyim.

Öncelikle bir değişimi bizim başlattığımız veya başlamış bir değişime uyumumuzun talep edildiği durumlarda çok temel 4 adımdan geçtiğimizi en başta kendimden doğru çok gözlemliyorum. Bunlar; İnkar – Niyetlenme – Hazırlık – Eylem adımlarıdır. Rutinlerimizin ve ritüellerimizin sarsıldığı bu değişim zamanlarında ilk olarak İnkar durağına uğruyoruz. Bu durakta hiçbir şey olmamış gibi davranmak ve rutinimize sıkı sıkıya tutunmak en temel davranış göstergelerimiz oluyor. Bu durakta bir süre vakit geçirdikten sonra –kaçacak da bir yer kalmayınca- hafiften bir eylem ihtiyacımız beliriyor ve buradan Niyetlenme durağına doğru yol alıyoruz. Bu değişime niyetlendiğimiz anda aslında Hazırlık durağına da çok hızlı bir geçiş yapmış oluyoruz. Bu iki durakta, değişim ikliminde bir şeyleri deneme isteğini ve bunun için ihtiyacımız olan şeyleri gözden geçirme davranışlarını gözlemliyoruz. Hazırlık durağında da biraz vakit geçirdikten sonra Eylem durağında yolculuklarımızı nihayetlendiriyoruz. Eylem halimizi sürekli ve sürdürülebilir bir halde tutabilirsek de İnkar durağına bir daha hiç uğramamıza gerek kalmıyor.

Korona virüsünün salgın haline gelerek ülkemize doğru koşar adımlarla geldiği ilk zamanlarda önce olan biteni anlamaya çalışmakla epey vakit geçirdik. Bunun hemen devamında durumun ciddileşmesi üzerine duyurulan/alınan önlemlerle her birimiz bambaşka hayatlara geçiş yaptık. Bu hayatları kabul etmek çok kolay olmadı. Birçoğumuz en azından 13 – 20 Mart tarihleri arasında İnkar durağında kaldık sanırım. Herhangi bir şey yapamamak, evdeki hayatlarımıza tam uyum sağlayamamak ve alıştığımız düzenlerimizdeki verimi, ilerlemeyi kaybetmek hepimize ağır geldi. Her gün yeni bir habere inanıp bu değişime hiç kalkışmadan her şeyin bir an önce biteceğine inandık ve bu durum bizleri yepyeni eylemlerden alıkoydu. Öte yandan, günlerin uzaması ve iyileşmenin başlamaması üzerine bu defa değişimi kabullenmeye başlayıp bunun mecburi bir parçası olmamız gerektiğini fark ettik. İşte bu günlerde önce Niyetlendik, sonra da Hazırlıklara giriştik. Geldiğimiz şu anki aşamada ise artık önceki haftalara göre daha eylem dolu günler geçirdiğimizi görüyorum.

Her ne kadar değişim dönemlerinde “adaptasyon” kelimesini çok sık işitsek de ben adaptasyonun bir süreç çıktısı olduğuna inanıyorum. Şu sıralar en önemli girdimiz; bıkmadan, usanmadan, merakla “öğrenmek”, ilerleyen dönemdeki olası çıktımız ise “adaptasyon” olacak diye düşünüyorum. Henüz bir referans noktası oluşmamışken neye adapte olacağımızı aslında bilmiyoruz. Bunun için de tam da şu anımızı, yani değişime adaptasyondan daha çok öğrenmelerimizi ve buradaki eşsiz gücümüzü konuşmamız gerekiyor. Şu son günlerde neler öğrendik, hangi eylemleri denemeye başladık bir düşünsenize.

Kullanımını öğrenmediğimiz uzaktan çalışma aracı / teknolojik program kalmadı, bir salgında alınacak önlemleri artık rahatlıkla sıralayabiliyoruz, evde yemek ve hatta ekmek yapmayı öğrendik, gıda stoğu yönetiminde çığır açtık, traşımızı bile kendimiz yapmaya başladık ve bunun gibi daha neler neler...

Evlere ilk girdiğimiz anda aslında yapmaya çoktan hazır olduğumuz eylemleri yaparak günleri geçirmeye çalıştık, öte yandan bunlar yetmemeye başladığında ise pürüzler yaşadık. İşte tam bu sayede şu dönem öğrendiğimiz her şey belki ilerleyen zamanlarda karşımıza çıkabilecek zorluklarda bizi güçlü bir adaptasyona ve aslında pürüzsüzlüğe taşıyacak. Düşünsenize; bundan iki sene sonra ekmek tedariğinde bir sorun yaşanması halinde evinde ekmek yapmayı öğrenmiş birisi bundan ne kadar etkilenecek? Ya da berberlerin bir süreliğine kapatılması bizi ne kadar zorlayabilecek?

Belirsizlikleri ve zorunlu değişimlerin kol gezdiği bu günlerde belirsizliğin anlamına da bakmaya çok ihtiyacımız var. Biz bu hayatta neyi belirli kabul edebiliyoruz ki bu dönem ve sonrasını belirsiz diye etiketleyebiliyoruz? 2020 yılı başında her şey güya “belirliyken” yaptığımız planlar şu an nerede? Gördüğümüz gibi belirsizlik hep var ve olacak. Önemli olan; şu günlerde bize öğrenmeler sağlayan esnekliğimizi, çevikliğimizi, cesaretimizi sürekli kılmak ve iyi kötü demeden bir eylemde olmak. Bunun için de kendimize soracağımız tek bir soru var; bugün –işe yarayıp yaramama analizini şimdilik bir kenara bırakıp– ne öğrenebilirim? Bu sorunun getireceği eylemlerin çokluğu ilerde bu dönemi ne kadar verimli geçirdiğimizi bize tek başına anlatacak.

“Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir; ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.” demiş Şems-i Tebrizi, ne de güzel söylemiş. Bu belirsizliklerde yaptığımız hamlelerle bir anda iyiye, güzele çıkmak mümkün değil; ancak istisnasız tüm dünyanın gündeminde olan bir konu karşısında çaresiz de değiliz. Bu dönem bilinç üstü mesajlarla uğraşmanın zamanı da değil, bilakis bilinç altına bakmak gerekiyor. “Değişimi kucakla!”, “Hayatının lideri ol!”, “Büyük resme bak!” gibi bilinç üstü mesajlarla veya bu mesajları içeren herhangi bir içerikle istediğimizi elde edemeyeceğiz. İhtiyacımız olan tek şey kendimize kalmak, kendimizle kalmak.

İç sesini duymayan yoktur, hatta “ne çok konuşuyor bu!” dediğimiz olmuştur. İşte bu sıralar tam da bu sesi duyup bu dönemi “problem”, “belirsizlik” gibi etiketlemek yerine hiçbir yargıda bulunmadan bunun bir “durum” olduğunu kabul etmek ve aklımıza takılanların normal ve zararsız olduğu fark etmek gerekiyor. Kısacası; kontrol edilemez olanı kontrol etmeye çalışmak büyük bir huzursuzluk yaratıyor.

Belirsizlikleri de sorularımızı da kabul etmekle, onların karşısına değil de yanına geçmekle başlıyor her şey. İşte bu farkındalık sonrasında vücudumuz da zihnimiz de bize yapmamız gerekeni söyleyecek zaten, bunun için bir başkasına pek ihtiyacımız yok. Emin olun; o başkaları da konuştuklarını eyleme taşımakta zaman zaman zorlanıyor, dolayısıyla kendinizi diğerlerinden daha geride kalmış, bütün fırsatları kaçırmış biri olarak görüp sol yanınızdaki cevahiri (Nazım’a selam olsun!) yormayın. Diyelim ki, bu dönem bazı şeyleri yapmadığınız için geri kaldınız, bir şeyler kaybettiniz. Ne olur ki? Görseldeki pandemi önlemimiz gibi: “bazen bir adım geri atarsın diğer her şeyi korumak ve yarın daha hızlı koşabilmek için.”.