Başarmak

9 Eylül 2016 - Mehmet Y. Özel Qmark Danışmanlık A.Ş.

Günümüzde aileler, kendi çocuklarının ilgi alanlarının, potansiyellerinin ve yeteneklerinin genellikle farkında değil. Bu yüzden, gençler rastgele tercih yapıyor. Ülkemizde 29 milyon çalışanın sadece yüzde 9'u üniversite mezunu. Gerçekten istediği bölümlere gidenlerin oranı sadece yüzde 5. Çarpıklık sistemden kaynaklanıyor.Çocuğun yeteneği anaokulundan belli oluyor. Oysa hangi aile çocuğunu anaokuluna gönderiyor? Aile çocuğa ne veriyor? Kaç evde doğru düzgün kütüphane var? Kaç anne-baba, çocuğuyla birlikte kitap okuyor? Hangi anne-baba, hata yaptığında çocuğundan özür diliyor?

Okullarımızda çocuklar dersleri yaratıcı, eğlenceli, üretken bir ortamda öğrenmek yerine, Aristo'nun düz, kuralcı, espriye, komikliğe tahammülsüz anlayışıyla işlemekte. Oysa gerçekte yaşam laz fıkralarıyla doludur. Sonra o öğrenci iş hayatında atılır. 'İş hayatı ciddiyet ister', 'Etrafımızda laubalileri barındırmayalım' türündeki direkt veya endirekt mesajlar nedeniyle prototip birey olup çıkar. Hiçbir şeyi sorgulamayan ama dedikodusunu yapan, daha iyisini üretmek için motive olmamış, çevresine güvensiz, sadece günü yaşayan bir insan haline geliyor.

Yaşam öyküsüne bakacak olursanız Abraham Lincoln, aslında son derece başarısız biridir. En az 10 ayrı meslek denemiştir. Dört çocuğundan üçünü kaybetmiş, defalarca başarısızlığa uğramış olmasına rağmen, şu sözü tarihe geçmiştir:

“Ben yavaş yürürüm ama asla geri adım atmam.”

‘‘Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu Albay Sanders bu şirketi 65 yaşındayken kurmuş ve 1980'lerin sonunda 850 milyon dolara satmış. Albay Sanders'in, 105 dolarlık sosyal güvenlik çeki, 65 yıllık yorgun bir bedeni ve hayalini besleyen özel bir tavuk pişirme tarifinden başka hiçbir sermayesi yoktu. Tam 2.5 yıl otomobilinde yattı. Yılmadan tam 1009 kapıyı çaldı. Sonuncusunda kabul edildi ve bugüne geldi. Asla vazgeçmedi.

Mezuniyet törenlerinden birinde konuşması istendiğinde, Sir Winston Churchill'in söyledikleri kısa ve özdü:

“Asla vazgeçme, asla, asla, asla.'

Unutmayalım ki Tanrı'nın insanlara eşit olarak verdiği tek şey zamandır. Yeryüzünde yaşayan herkesin, 1 günü 24 ve 1 haftası da 168 saattir. Nasıl değerlendirileceği, öncelikle size bağlıdır. Sadece okul, öğretim üyeleri, eğitim sistemi ve kaynak yetersizliğini suçlamak tek taraflı, adil olmayan ve tutarlılıktan uzak bir bakış açısıdır.

İnsanın, kendi kendisini yetiştirmesi, esası teşkil eder. Okul, üniversite amaç değil, araçlardan sadece biridir. Tercih yapacak öğrencilerin temel olarak gözönünde bulundurmaları gereken kavram, geçmişi Tanrı'nın bile değiştiremeyeceğidir. Geçmiş elimizde ve kontrolümüzde değil. Geleceğin en heyecanlı yanı, onu değiştirme fırsatı vermesi, hala denenmemiş ve bilinmeyenlerle dolu olmasıdır.

Yaşam, Tanrı'nın verdiği ömür kadar sürer. Bu yaşamsal yolculukta, her birimiz için üç temel seçenek var:

Seyirci olmak, yolcu olmak veya sürücü olmak..

Seyirciler fırsat ve olanakları sadece izlerler. Yolcular, başkalarının sürdüğü bir araçta ve onun belirlediği güzergahta kimi zaman neşeli, huzurlu, çoğu zaman da bol dedikodulu bir yaşam sürerler. Bugünkü iş yaşamının çoğunluğunu onlar oluştururlar. Sürücülerse, aracın modeli, tipi ve büyüklüğü ne olursa olsun öncelikle kendilerini, ailelerini ve dostlarını, ait oldukları ülkeyi ve sonunda insanlığı, güven ve mutluluk içinde bir noktadan başka bir noktaya götürebilirler.

Sürücülerin en önemli özelliği ise, geleceğe, yani bilinmeze giderken, kendilerinden doğru yola çıkmalarıdır. Kim olduklarından, ne istediklerinden emin bir şekilde direksiyona otururlar. Riske girerler, doğru zamanda, güçlü sorumluluklar alırlar. Yaşamlarının kontrolünü sürekli kendi ellerinde bulundururlar.

İrlanda’lı oyun yazarı George Bernard Shaw’un çok güzel bir sözü var :

“Gerçekçi insanlar sınırlarını bilirler ve dünyaya uyum sağlarlar. Hayalperestler ise, sınırlarını bilmezler, onlar dünyayı kendilerine uydururlar..”

Peki ya siz, daha çok ve daha etkili sürücü olmak adına bundan sonra neler yapabilirsiniz? Oluşturacağınız ve sürekli güncelleyebileceğiniz o liste, daha güzel şeyler başarmak adına sizin “yaşam pusulanız” haline gelebilir.  

Pusula ancak varmak istediğiniz bir hedef varsa, rotayı çizmek ve oraya ulaşmak için size yardımcı olabilir. O yüzden öncelikle nereye gitmek istediğinizi belirlemekle başlamak lazım. Bunun için bazı can alıcı soruların cevabını düşünmekle başlamakta fayda var. 1 yıl sonra, 3 yıl sonra, 10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşamayı arzu ediyorsunuz?

·             Sizin için hayatının anlamını oluşturacak şeyler neler olacak?

·             Neleri gerçekleştirmek istiyorsunuz, hangi ihtiyaçlarınızı karşılamak, neyle beslenmek, hangi konuda büyümek ve gelişmek istiyorsunuz?

·             Etrafınızda kimler olsun istiyorsunuz, kendinizi nasıl hissetmek istiyorsunuz?

Bu ve bunun gibi sorulara bugün için geçerli yanıtlarınızı oluşturduktan sonra “yaşam pusulanızı” oluşturacak bir liste hazırlamak daha kolay.  Yeter ki, böyle bir listeyi oluşturduktan sonra o değerli pusulamızı, yakınımızdaki ve çevremizdeki mıknatıslardan yani olası dış parazitlerden korumanın, en az o listeyi oluşturmak kadar önemli olacağını da unutmayalım..