SORULARIMIZ
“Az mıyım çok muyum?
Var mıyım yok muyum?
Ben neyim?
Kaç mıyım göç müyüm?
Hiç miyim suç muyum?
Ben kimim?
Hiçlikler içinde kanayan yürek
Yokluklar içinde savaşan beden
Boşluklar içinde karışan zihin
Güçlükler içinde değil miyim?
Yoksa...
Yoksa…
Her ihanete akıl erdiren
Her cehalete kılıf uyduran
Her esarete fiyat biçtiren
Sen değil de ben miyim?”
Yukarıdaki dizeler Candan Erçetin'in Ben Kimim adlı o çok güzel eserinden hatta bu sözlerin
merak edenler için devamı da var. Sormak aslında "hayat ağacımızın” dallarında pek çok
anlamda var. Sormak "aklındaki hiçbir şeyi geride ve gerinde bırakmamak" adına sana bir
sürü fırsat sunar.
Hayatına dair, başına gelenleri, bir şeyleri anlamanın en kestirme yollarından birisidir merak
ettikçe sorular sormak. Kalıplarından veya o güne dek ezberlediklerine takılmaktan bir güzel
kurtarır insanı. Meraklı kaldığın sürece yeni sözcükler kaplamaya başlar belleğindeki satırları.
Hayatı yakalamaya dair bir derdin mi var, meraklı olacaksın. Hayata anlam katmaya dair bir
mücadelen mi var, nerelere gidersen git merakını hep yanına alacaksın. Daha çok "merak
ederek" aynı zamanda akıl ve ruh sağlığını önce sen koruyacaksın.
Her şeyi başlatan bir şeyleri mi merak ediyorsun, merakla ilgili ilişkine daha çok kafa
yoracaksın. Hayatında değer verdiğin çok şeyi kaybetsen bile öyle kolay kolay
kaybetmeyeceğin şeylerden hemen ilk aklıma gelenler şunlar:
Vicdanın, umudun ve merakın.
Unutma ki önünde sonunda umut ve merak ettiğin kadarsın. O kadar bilgili, o kadar anlayışlı,
o kadar cesur, o kadar yetkin ve o kadar sakin.
Sorularının sana sunacağı "merak ve bilgi” hiçbir zaman başını öne eğdirmiyor. Aklın da
ruhun da tamiri için bilmek dediğin o çok anlamlı eylem, sana çok iyi geliyor. Halbuki
pandemi günlerinden bile ne çok insan o fani şeyleri merak etmeyi büyük bir hüner sayıyor.
Sorumluluklarını yerine getiriyor musun? Yoksa sorumlulukların birer zorunluluk haline
dönüşmüş durumda mı?
Sinirlerin mi çizilmiş yoksa daha çok kendine özsaygınla belirlediğin sınırların mı? Bu
sınırların belirlenmesinde başrolde senin değerler setin mi var?
Haddini mi bildiriyorsun insanlara yoksa kendi haddini bilmeye gayret ediyor musun her gün
insanca?
Sormak için vakit gerek. Sormak için durmak gerek. Sormak için senin kendini bulmaya
çalışman gerek.
Bir tutam soru - bir tutam merak, insan için ne güzel bir şeydir, hiç gecikmeden insanı
kendine getirir. Merak ve sorularını hiç zapt etmemek senin için koskoca bir hediyedir.
Hayatta seni bir yere merak edip öğrendiklerin, sonra da bunlarla oluşturduğun bilgilerin
getirir.
Sorular, yaşam denilen yolculukta "öğrenme ve deneyim alanları" açmamızı daha kolay,
daha anlamlı hale getirir. İnsanları hem bireysel hem de kolektif olarak "neler iyileştirir?" diye
sorabilmek bile insanı anlamak adına çok özel müjdelerdir. İnsanı iyice anlamak insanı da
insanlığı da hep iyileştirmiştir.
Soruları sayesinde her insan, her bir gün kendini çok daha "saygın, değerli, katkıda bulunan
ve yetkin" hissedebilir. Bunun için biraz daha "tefekkür etmek" gerekirse de kendi içine, kendi
o cesur sorularına ve kendi keşiflerine daha çok dalabilir. Her birimizin çok zengin hipotezleri
de var tezleri de sentezleri de. Sırf bunları paylaşmak dahi insanları "de-code edebilmek yani
kodlarını anlayabilmek" adına çok değerli fırsatlar sunabilir.
Alışkanlıklarını yenebilmek, ezberlerini bozabilmek "senin kendine soracağın sorularla" bizzat
ilgilidir. Sorular; kendinle yüzleşmenin çok değerli bir müjdecisidir. Yüzleşmek seni ışığa,
aydınlığa kavuşturabilir. Sorular; henüz kabul etmediklerini kabul etmeye başlayabilmektir.
Sorular; bir anlamda senin yaşam dengendir. Hangi konularda "uyuyakaldığını” anlayıp
kendini uyandırabilmektir. Kendini yaşamın merkezine davet etmektir. Hayatın göçmeni değil
"gerçek yerlisi" olduğunu kendine göstermektir.
Nicollo Machiavelli şöyle anlatır:
"Akhalıların hükümdarı Filopoemen hakkında tarihçilerin yaptıkları övgülerden biri, onun barış
zamanında, savaş yönet- me tekniklerinden başka bir işle uğraşmaması üzerinedir. Dostları
ile arazide gezerken sık sık durup onlara sorular sorarmış:
Düşman şu tepede olsa, biz de ordumuzla burada bulunsak hangimiz daha avantajlı
durumda olurduk? Savaş düzenimizi bozmadan onlara nasıl yanaşırdık? Geri çekilmek için
ne yapardık? Onlar geri çekilseler biz nasıl kovalardık? Bir savaşta ordunun başına
gelebilecek bütün durumları, yol boyunca dostları ile görüşür, onların düşüncelerini alır, kendi
düşüncelerini anlatır, gerekçelerini gösterirmiş.
İşte böylesine sürekli düşünmeleri sayesinde, ordularını yönetirken hiçbir zaman çaresini
bulamayacak bir güçlükle karşılaşmamış. İşte akıllı hükümdar böyle davranır. Barış zamanını
boş yere harcamaz, kötü günlerinde yararlanmak için hazırlanır. Öyle ki, bir gün talihi yaver
gitmezse, onun doğuracağı güçlüklere karşı hazırlıklı olur.”
İyi ya da kötü soru diye bir şey yok. Geç kalınmış sorular diye de bir liste yok, sadece henüz
sorulmamış o çok özel sorular var. Sadece "değersizliğe ya da yetersizliğe dokunabilecek
sorular" ve bir de "hızla çıplaklaştıran sorular" insanları, ilişkileri ve diyalogları fazlasıyla
yoruyor. Tıpkı "ben kimim?" sorusunda olduğu gibi soru ne kadar sade ve net ise yanıtı da
işte o kadar güçlü geliveriyor.
İnsanın kendisini, davranışlarının nedenlerini ve gerçekliklerini ortaya çıkartabilecek bütün
sorular insanlara da insanlar arasındaki diyaloglara, bağlantılara dibine kadar iyi geliyor,
iyilikler ekliyor. Zira insan davranışı da tek bir katmanla, tek bir anlatıyla veya tek bir araçla
açıklanamıyor.
Her insan, kendi hayatında, kariyerinde ve yaşam yolculuğunda (büyük ya da küçük) bir
başarıyı yakalamak ister. İşte buradaki ilk soru "bunu gerçekten isteyip istemediği" ve ikinci
soru varmak istediği yerlere nasıl gidileceğidir. Strateji "izleyeceğimiz yollar" ise sorular böyle
bir keşif yolculuğunun tam anlamıyla kalbidir. Sorular yaşayabileceğimiz onca şeyi emanete
bırakmama halimizdir.
Sorularının etkisi azaldıkça hayatının tadı da kaçmaya başlar. Soruların ne kadar kalpten
geliyorsa bilgelik, cesaret ve mutluluk da kapını çalar. Gerçek yuvan kendi kalbindir, sorular
hayatına hiç bilmediğin renkler katar. Düşlerinin ve yapabileceklerinin senden uçmamasını,
bilakis seninle kalmasını sağlar.
Sorular olası tüm önyargılarımızdan arınmış olmamızı sağ- lar, en azından böyle bir arınma
halinin çok özel fırsatlarını hepimize sunar. Sorularımız ne kadar cesursa "ortak payda"
diyebileceğimiz şeyler de o kadar çok artar.




Liderlik Akademileri & Yönetici Gelişim Programları
Katalog Bazlı Çözümler
Yetkinlik Bazlı Gelişim Çözümleri
Satış Deneyimi Akademileri