Qmark Danışmanlık A.Ş.
Qmark Danışmanlık

SEYRÜSÜLÛK

SEYRÜSÜLÛK

Dilimize Arapçadan geçmiş olan "mürşid" kelimesi ise "irşad" sözcüğünden türetilmiş. İrşad; doğru yolu göstermek ya da rehberlik etmek anlamına çıkıyor. İşte tasavvufta o doğru yolu tanımlamak adına "seyrüsülük" tanımlaması kullanılıyor. Mü,,rit ise kendisine doğru bir şekilde rehberlik edilen ve böylelikle "doğru yolda ilerleyen kişi" olarak karşımıza çıkıyor.

Sülük bir yola, bir mesleğe girmek manasına geliyor ve yola girene de "salik" deniyor. Salik olmak isteyen ise "sülük" esnasında vuslata ermek için zahmet, sabır ve emek dolu çok farklı yollardan geçiyor. "Yolun doğrusu" ise kişinin özündeki potasiyelde ve potansiyeline ulaşmasındaki "aşkın" da yatıyor ve bu doğruyu bulmak için kişi "tefekkür" ile özünün içindeki cevheri perdeleyen, onu vahdetten uzaklaştıran, basiretini bağlayan ve kesrete düşüren gölgelerinden kurtulması gerekiyor.

Okçuluk da bu kadar özel emek, disiplin ve sabır isteyen yollardan biri. Okçu olabilmek için bayağı bir "çile çekmek", sabır eğitiminden geçmek ve sonrasında okçu olarak eğitilmek gerekiyor.

Qmark Danışmanlık A.Ş.

Gerek İslamiyet öncesi gerekse sonrası Türkler okçuluk konusunda teknik olarak ve yetenek olarak rakiplerine göre daha ileri seviyedeler. Hem 500-600 metreye kadar uzun menzilli atış yapabilen yaylara sahipler, hem de "zihgir" isimli başparmağına takılan okçu yüzüğü ile parmaklarını yaralamadan daha kolay çekiş yapabiliyorlar. Ancak bu okçuluk yetkinliklerini kazanmadan ve okçunun ruhsal olgunluk düzeyine erişmeden ulaşılabilecek bir ustalık düzeyi değil...

Süreç sabırla, azimle, emekle, edeple ve kulağa fısıldanan bir sırla yoğruluyor.

Nasıl bir ok 6-7 yıllık, yay da 2-3 yıllık sürecin sonunda zuhura geliyorsa, okçu da öyle... Kemankeş olmak için önce çilekeş olmak gerekiyor. "Keman" yay demek; "keş" ise çeken. Yay çekerek ok atan kimseye "kemankeş" deniyor. Kemankeş olabilmek için "kabza almak" önkoşul; yani ustasından okçuluk yapma izni almadan her önüne gelen ok atamıyor. Bu sürecin bir "edebi" var.

Qmark Danışmanlık A.Ş.

Okçu, idmanlarına başladığında da hemen ok atamıyor. Önce uzunca bir süre -bin gün- kadar "çile" çekmesi gerekiyor. Yaydaki oku germeye yarayan ipin adı "çile"... Okçu adayları "kepaze" denilen güçten düşmüş yaylarla kaslarını terbiye etmek için 3 yıl boyunca sadece "çile" çekiyorlar. Yayı çekme tekniğine tam anlamı ile våkıf olduktan sonra ok atmaya başlayabiliyorlar. Bu süreç aynı zamanda okçular için dirayet ve sabır eğitimi. Bununla birlikte çile çekmek de yeterli gelmiyor kabzayı alabilmeleri için, 900 gez (540 m; 1 gez=0,66 cm) alt limitinde ok atmaları gerekiyor.

Qmark Danışmanlık A.Ş.

İslamiyet'ten sonra okçuluk tasavvufi bir disipline dönüşü- yor. İslamiyet'ten önce okçulukta amaç, hedefi vurmak iken, İslamiyet'ten sonra menzil atmaya evriliyor. Önemli olan oku uzağa atmak haline geliyor, çünkü "oku hedefe Allah ulaştırıyor". Bu sebeple "Ya Hakk" diyerek yayı çekip oku atıyorlar. İlk kemankeş tekkesi Sultan Beyazıt zamanında açılıyor. Tekkenin şeyhi Hattat Şeyh Hamdullah oluyor; Şeyh Hamdullah ile sistematik ve disiplinli bir süreç başlıyor. Dini olarak bir statüsü olmayan bir tekke ve tekkede edep kuralları işliyor. Girişte "Edep ya Hu" çıkışta ise "Hiç" yazıyor.

Şeyh Efendi okçunun yetkinlik ve edep olarak okçu olabileceğine kanaat getirdikten sonra okçunun kabza almasına izin veriyor ve kabza alanın kulağına kendi "seyrüsülük'una uygun bir sır veriyor. Bu sırrın ne olduğunu kimse bilmiyor...

Seyrüsülük için tasavvufi bakış açısı ile insanın Allah tarafından verilen gizli kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına yardım eden sistem diyebiliriz.

 

Okçuluk da fizik gücü, deneyim, akıl, gönül, tefekkür ve edebin buluştuğu bir yolculuk; bir sülük... İçsel ve dışsal bir seyir âlemi; hayata değer ve iyilik katan tüm diğer ustalıkların âlemleri gibi.

Senin seyrettiğin sülük neresi?

Sen hangi yolun salikisin?

Kabzanı aldın mı yoksa halen çile günlerinde misin?

Peki, senin seyrüsülük sırrın ne? Kendi kulağına fısıldaya- bilir misin? Henüz keşfedemediysen tefekküre dalıp sırrınla arandaki perdeleri kaldırmak için tekerrürlerinden çıkmak is- ter misin?

"Aptal" hali hiç değişmeyen, aynı şeyleri tekrar eden demek- tir. Sadece iki harf değişimi ile "Abdal" ifadesine dönüştüğünde ise "hali değişen" böylelikle hayatın zorluklarından öğrenerek içsel gücüne ulaşan, devrilmeyen ve sürekli gelişen demektir. "Aptal"ı "abdal"a dönüştüren "doğru yol" tekerrürden tefekkür- le çıkıp tekamülde tutan yol aslında...

Mete Gazoz: "Bazı başarılara ulaştıktan sonra başlangıçta- ki motivasyon kaynağınız değişebiliyor. Hedeflediğiniz başarıya ulaşınca 'Peki, şimdi ne olacak?' sorusunu soruyorsunuz kendinize. Ben bu spor için ulaşılabilecek en büyük başarılara ulaştım. Ancak hırsımın tek kaynağı madalyalar değil artık. İnsanlar benim başarılı olmamı istiyorlar ve bu başarılarla gururlanıyorlar. Bunu bilmek sonsuz bir irade ve direnme gücü katıyor. Bugün olduğum yerde hırsımın temel kaynağı, arkamda olan ve benim başarılarımla mutlu olan insanlar.

"Antrenmanlar yetenek, disiplin ve azimle anlam kazanıyor. Eğer başarılı olmak istiyorsanız çok çalışmalısınız ve ciddi fedakârlıklar yapmalısınız. Bu durum okçuluk için de geçerli. Kazandığım şampiyonlukların arkasında çok ciddi emekler var. Doğru planlamayla oluşturulan antrenman programları, beslenme ve dinlenme rutinleri de bunun bir parçası.

 

"Paris... En yakın ve büyük hedef 2024 Paris Olimpiyat Oyunları. Bu turnuvada hem bireysel hem de takım olarak başarılarımıza yenilerini eklemek için mücadele edeceğiz. Çok güzel bir jenerasyonumuz var. Bu zamana kadar yazdığımız hikâyeye yeni bölümler eklemek için çok çalışıyoruz. Paris'in benim için farklı bir de yeri olacak. Yarışma öncesi sporcuların isimleri anons edilirken benim ismim 'Son Olimpiyat ve Dün- ya şampiyonu Mete Gazoz' olarak anons edilecek. O anları düşündükçe şimdiden tüylerim diken diken oluyor. Bu durumun keyfini de çıkarmak istiyorum tabii ki.

"En büyük motivasyonum disiplinim. Bu disiplini ve iradeyi sağlayan faktörse bu spordan keyif almam."

Bu röportajı verdikten hemen sonra Mete Gazoz, Tokyo 2020 Olimpiyatları'nda ve 2023 Dünya Okçuluk Şampiyonası ile 2024 Avrupa Okçuluk Şampiyonası'nda altın madalya kazanarak Türk okçuluk tarihinin "İlk Olimpiyat, Dünya ve Avrupa şampiyonu" oldu. Çilekeş ve kemankeş oldukça "yaşam gücünü" bir başkasında değil önce kendinde buldu.

 

Üzüm, şarap yapılmak için ezilir.

Elmas, baskı ve basınç ile o son - değerli haline gelir.

Tohumlar, hep karanlıkta büyür- gelişir.

Zeytinler, o nefis yağına erişmek için ezilir.

O zaman sen de kendini yorgun, az ya da çok ezilmiş, karanlıkta, darlıkta, baskı altında hissediyorsan "anlamlı bir dönüşüm" içerisinde olabilirsin. Sadece, zor olsa da içinde bulunduğun sürece güven, her bir süreçten de ne olursa biraz daha çok öğren.

Türkçedeki "umut" kelimesi "dilemek" anlamına gelen "um" kökünden geliyor. Hatta Farsça kökenli olan "ümit" kelimesinin de Türkçe umuttan türediği söylenir. Sen "seyrüsülük" yoluna umutlar kattıkça "kesin gidilmez" diye tarif edilen yollara kalkışırsın. Umut; yolda olmanın en gizemli tetikleyicisidir. Çoğu insanın alışık veya barışık olmadığı bir duygudur aslında umut. Umudun oldukça "mahcup olma korkun" da bir güzel azalır. Sen yaşamaktan vazgeçmedikçe umudun doğar, umudun çoğalır. Hayali olan insanların mutluluğu da vardır umudu da. Hani çocukken "o çok olmak, o çok yapmak, o çok yaşamak" istediğin o hayallerin de varsa.

Audrey Hepburn aslında çok sade bir şekilde özetlemiş:

"Gülmenin şifa verdiğine inanıyorum. Her şey ters gider gibi görünürken, güçlü olmaya inanıyorum. Mutlu kadınların yüreklerinde sevgi dolu olduğuna inanıyorum. Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve en güzeli de mucizelere değil, hak ettiğim şeylerin bir gün bana bahşedileceğine inanıyorum. Çünkü asıl sihir kendine inanmaktır."

Hikâyemizi değiştirmenin tek bir yolu vardır, o da kendi hakkımızda inandığımız şeyleri değiştirmek.

 

“Hikâyemizi değiştirmenin tek bir yolu vardır, o da kendi hakkımızda inandığımız şeyleri değiştirmek.

Su yüzeyinde giderek yayılarak dalga oluşturan dalgacıklar gibi, biz kendimizi değiştirdiğimizde de başka her şey de değişir.”

Don Miguel Ruiz

 

 

 

 

Asıl sihir yani "ne olursa olsun kendine inanmak" tam bir iksir hem de son kullanma tarihi olmayan her derde deva bir iksir. Yaşamdaki bir sürü umutsuz durum oluştuğunda "seyrüsülük" olma yolculuğunda çok hatırlayıp hep sarılacağımız muazzam bir panzehir.

Bu hayatta az veya çok biraz daha fazlasını istiyorsan, huzur istiyorsan, her şeyden önce kendi hayatını yaşadığını (kalpten) hissetmek istiyorsan, başardıklarından gerçekten keyif almak ve geceleri rahat uyumak istiyorsan; hayatında kendini bul- maya da oldukça hazırsın demektir. Ama önce nedeninizi bul- malısınız. Neden başka bir yoldan değil de bu yoldan gitmek istiyorsunuz?

Simon Sinek Start with Why (Neden ile Başla) adlı kitabın- da şöyle diyor:

"Şirketlerde çok az insan yaptıkları şeyi neden yaptıklarını açıkça ifade edebilir. Neden derken, para kazanmayı kastetmi- yorum, bu bir sonuçtur. Neden derken amacınızın, davanızın ya da inancınızın ne olduğunu kastediyorum. Şirketiniz neden var? Neden her sabah yataktan kalkıyorsunuz?"

Nedenlerini anlamak, bunları kendi yoluna - yolculuğuna katmak, kesinlikle olumlu bir değişiklik yapmanın ilk adımı- dır. Nedenlerin güçlüyse enerjin de güçlüdür. Nedenlerin yaşamın boyunca atacağın küçük veya büyük adımların aslında bir omurgasıdır. Nedenlerini anlamayan ya da onları yaşa(t) mayan bir insanın en net reflekslerinden birisi de yalpalaması ve bunun ihalesini de başkalarına (çoğu zaman en sevdiklerine) çıkarmaya çalışması ve "gölgelerle konuşmasıdır...

İşte kişiyi kendi vahdetinden uzaklaştıran kesret budur; gölgeyi varlıktan ayırmak ve ayrı bir varlık zannetmektir, gölgenin güneşten kaynaklandığını unutacak kadar basiretten uzaklaşmaktır. Nedenleri güçlü olan insanların algıları da güçlüdür, çünkü sorularla yaşarlar ve onların soruları da çok güçlüdür.

Sorularıyla "sırlarını" ararlar; hayallerine, hedeflerine seyrederken nasıl bir salik olacaklarının cevaplarını ararlar; ab- dal olurlar. Zorlansalar da zahmet çekseler de ter dökseler de düşseler de

seyirlerine devam etmek için sırlarının peşinden gitmek için disiplinleriyle ve sülûklarına duydukları aşkla kendilerini yolda tutarlar.

SEYRÜSÜLÛK

SEYRÜSÜLÛK

Dilimize Arapçadan geçmiş olan "mürşid" kelimesi ise "irşad" sözcüğünden türetilmiş. İrşad; doğru yolu göstermek ya da rehberlik etmek anlamına çıkıyor. İşte tasavvufta o doğru yolu tanımlamak adına "seyrüsülük" tanımlaması kullanılıyor. Mü,,rit ise kendisine doğru bir şekilde rehberlik edilen ve böylelikle "doğru yolda ilerleyen kişi" olarak karşımıza çıkıyor.

Adalet mi, Sadakat mi? Kuşaklar Arası Görünmeyen Çatışma

Adalet mi, Sadakat mi? Kuşaklar Arası Görünmeyen Çatışma

Çok samimi ve bir o kadar kırgın bir ifade ile ağzından dökülüverdi kelimeler: Ama benim değerlerime saldırdı. Benim için bu çok önemli ve bunun yapılmamasını ben bir saldırı olarak alıyorum, açıkçası da öfkeleniyorum diye tamamladı cümlelerini X kuşağı yönetici.

KAZANAN & KAZANAMAYAN TAKIMLAR ve KOÇLAR

KAZANAN & KAZANAMAYAN TAKIMLAR ve KOÇLAR

Çok sevdiğim yeğenimin voleybol turnuvasındaki maçını seyretmeye gitmiştim. Teknik bir sorun sebebi ile maçların saatleri sarkınca 6 saat boyunca farklı takımları izleme imkanım oldu. 10-12 yaş arası kız çocuklarının voleybol oynama tutkusu, gösterdikleri çaba ve sahaya yansıyan heyecanlarına tanık olmak paha biçilemez bir deneyim oldu.

Sunumdaki Cesaret

Sunumdaki Cesaret

Lise yıllarım… Sınıfta öğretmenimiz büyük bir dikkatle ders anlatıyor, biz de pür dikkat dinleyip not alıyoruz. Derken kapı çalıyor. Gelen öğretmen (genellikle Türkçe öğretmenlerimizden biri), kibar bir şekilde, “Hocam, dersinizi bölüyorum, kusura bakmayın. Ama aşağıya 29 Ekim provaları için Nil’i rica edebilir miyiz?” diye soruyor. Ben, büyük bir keyifle ve prova aşkıyla Türkçe öğretmenime eşlik ediyorum. Sunum için salonda kürsünün arkasındayım. Elimde mikrofon. Öğretmenlerimin beğenisi ve destekleyici tavırları beni o kadar mutlu ediyor ki! İçimden hep aynı ses yankılanıyor: “Ne zevkli bir şey bu!”

Hikaye Değil, Hikayeni Anlat: İş Dünyasında İz Bırakmanın Sanatı

Hikaye Değil, Hikayeni Anlat: İş Dünyasında İz Bırakmanın Sanatı

Bir sahnedesin. Karşında şirketin en etkili isimleri, belki sektörün devleri oturuyor. Derin bir nefes alıp sunumuna başlıyorsun. Kelimeler, grafikler, veriler... Her şey akıyor. Ve sonra ışıklar sönüyor. Sahneden iniyorsun ve o an düşündüğün şey şu: “Nasıldım, iyi bir etki yarattım mı acaba?” İşte tam bu noktada hikayen devreye giriyor. Sunumlar sadece verilerle dolu PowerPoint slaytlarından ibaret değil. Sunum, kim olduğunu, neleri savunduğunu ve geride nasıl bir iz bırakmak istediğini anlatma fırsatıdır. Peki, o izi bırakmak için sunumlarını nasıl unutulmaz hale getirebilirsin? Anlatayım!