Qmark Danışmanlık A.Ş.
Qmark Danışmanlık

SESİM GELİYOR MU?

SESİM GELİYOR MU?

Bugünlerde fark ettim ki, son zamanlarda en çok kullandığımız ifadelerden biri: “Sesim geliyor mu?” Bu da bana iletişimin önemini hem hatırlattı hem de düşündürdü.

Belli bir yaşın üzerinde olanlar hatırlayacaklardır; bir zamanlar uzaktaki bir kişi ile konuşmak için santrali arar ve numarasını yazdırırdık. Santral de sıra bize gelince o kişiyi telefonda bizimle iletişime geçirirdi. O zamanlar iletişim kalitesi çok iyi olmadığından bu soruyu bol bol sorardık: “Sesim geliyor mu?”

Daha sonra çevirmeli telefon cihazları çıktı. Artık santrali aramaz olduk; aradığımız kişi hattın diğer tarafındaydı. Bu arada, sonraki yıllarda renklenecek olan siyah-beyaz televizyonlar piyasaya çıkmıştı. Her evde bir televizyon olana kadar insanlar televizyonu olan tanıdıklarına gidiyordu. Radyolar ise çok daha önceki zamanlarda hayatımızda yer alıyordu. Arkasından cep telefonları ve internet hayatımızda git gide önemli bir yer almaya başladı.

Peki tüm bunlar hangi amaçla ortaya çıktı? 

Maslow’un İhtiyaçlar Piramidinin ortalarında bulunan “bir topluluğa ait olma” ihtiyacından. İnsanlar uzaktaki birinden haber almak için fazla zaman harcamasınlar ve istedikleri kişilerle iletişime geçebilsinler, haber alabilsinler diye. 

Bu sistemin genel adı da İngilizce “telecommunication” Bu kelime Eski Yunanca “telos” yani “uzak” ve Latince “communicatio” yani “iletişim” sözcüklerinin bileşiği. Yani “uzaktan iletişim”

Bir de şu günlerde hayatımızda başka bir İngilizce kelime var: “Social Distancing” yani “sosyal mesafe oluşturmak” Arada mesafe olunca iletişim de sizce “uzaktan iletişim” değildir de nedir? 

Uzaktan iletişim ile nasıl bir topluluğa ait olma ihtiyacımızı karşılayacağız? Bu amaca hizmet eden değişik internet uygulamaları gerçekten bu ihtiyacımızı karşılamaya yeterli mi? Bizlerin ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın insanlarının ihtiyacını yeterince giderebilir mi? 

Bizler dost, arkadaş, akraba ziyaretlerini çok severiz. “Çat kapı” ziyaretler kültürümüzde yer alır. Dostlarla, arkadaşlarla öğlen ya da akşam yemek de ne kadar güzeldir. Haberler alınır, dedikodu yapılır, dert dinlenir, muhabbet edilir, ekonomi kurtarılır, vs. Ya iş yemekleri? Şirket içi motivasyon yemekleri ya da müşteriye ikram olarak verilen yemekler. 

Hani bir laf vardır: “Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur” diye. Bu günlerde internet üzerinden görüntülü iletişim araçlarını kullanarak bu lafı doğrulatmamak için çokça çaba sarf etmiyor muyuz? Yalnızlığa yenilmemek için değişik internet ortamlarında sohbetler yaratıyoruz. Bu arada internetin kalitesine göre de kesilmeler ya da donmalar yaşanıyor. İşte bu anlarda sorulan yine aynı soru: “Sesim geliyor mu?”

Hadi bıraktım uzaktan iletişimde olmayı, peki evdeki iletişim nasıl bu günlerde? Açıkçası ben bu durumdan pek de hoşnut değilim. Evde iletişim bozuklukları baş gösterdi. Oğlum evde kalmaktan o kadar sıkıldı ki, hani derler ya; bize “sardı”. Demek ki yakın iletişimin de fazlası çok yararlı değil bizim için. Gün geçmiyor ki, komiklik için bile olsa karı koca anlaşmazlığını anlatan yazılar ve videolar ortaya çıkmasın. Her esprinin altında bir gerçek yatar lafını doğrular gibiler sanki. 

 

Yine de umudumuzu kesmemek ve elimizde olmadan gerçekleşen bu duruma uyum sağlamamız gerekiyor. İletişimi uzaktan da olsa devam ettirmek en önemlisi. Duygularımızı ve düşüncelerimizi uzaktan da olsa karşı tarafa iletebilmemiz çok önemli. 

Ben küçükken herhangi bir tarafım acıdığında rahmetli babamın bana dediği gibi; “geçince bir şey kalmaz”. Öyle de olacak. Nasıl ki her gün güneş yeniden doğuyor, biz de özlemini duyduğumuz günlere ve yakın iletişime mutlaka kavuşacağız. Buna inancım tam.

Geçen gün hoşuma giden bir yazı gördüm. Diyordu ki: Her şeye rağmen iyimser olmayı elden bırakmamak gerekiyor, çünkü “Ok ancak geri çekilerek atılır” Şu anda yaşadığımız zorluklar ile motivasyon olarak ne kadar geri kalırsak kalalım, bence bunun sebebi çok daha güzel günler geleceği içindir. 

Sonra da sadece sesimiz değil, görüntümüz de sevdiklerimize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza yakın olacak. Birbirimize kavuşacağız. Hasretle ve sevgiyle birbirimize sarılacağımız günler çok da uzak değil. Yeter ki biz sağlıklı kalalım; yeter ki biz evde kalalım, yeter ki telefondan ya da internetten bile olsa birbirimize sesimizi duyuralım, iletişimde kalalım.

Sınırlar: “Ne Zaman Evet, Ne Zaman Hayır” Diyeceğiz?
Sınırlar: “Ne Zaman Evet, Ne Zaman Hayır” Diyeceğiz?

Sınırlar kendimizi tanımlamak için vardır. İlişkilerimizde kim olduğumuzu ve kim olmadığımızı anlatır; aynı zamanda sorumluluklarımızı belirler.

BIRAK AKSIN
BIRAK AKSIN

Hiç düşündünüz mü, sizi ne harekete geçiriyor? Hangi durumlarda kendinizi çok istekli ve hevesli buluyorsunuz? Ne olduğunda enerjiniz, isteğiniz düşüveriyor?

YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI
YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI

Teknoloji ve yapay zeka o kadar hızlı ilerliyor ki, kim bilir hayatımızı nasıl değiştirecek? İşlerimizi elimizden alacak mı? İnsanların yerine makinalar mı çalışacak?

BİLİNÇSİZ ÖN YARGILARIMIN BİLİNCİNDE MİYİM?
BİLİNÇSİZ ÖN YARGILARIMIN BİLİNCİNDE MİYİM?

Sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler konusunda oldukça da bilinçli olduğumuzu düşünüyoruz. Ancak bazen hoşlanıp ya da hoşlanmadığımız, sevip ya da sevmediğimiz şeylerin ardındaki tercihlerimiz bu kadar basit olmayabilir.

SIRADAN MÜKEMMEL BİR HAYAT
SIRADAN MÜKEMMEL BİR HAYAT

Oh be dünya varmış! Bu küçücük cümle neler anlatmaz ki…İçeriden yukarıya bir rahatlama hissi yayılır tıpkı sıcak bir yaz günü ikram edilen serin bir bardak suyu içtiğinizde ya da büyük bir özlemle sevdiğinize sıkı sıkı sarıldığınızda.